Öyle anlaşılıyor ki sevgili dostum; yeni seçim kanunu yürürlüğe girer girmez, hemen arkasından seçim tarihi de belirlenmiş olacak! Ya zamanında ya da erken bir tarihte; bu şimdilik muktedirlerin bileceği bir iş! İktidar bloğu, mevcut sistemin devamında ısrarcı olacak, seçim barajı düşürülecek belki ama, yine ülkenin parlamenterleri seçilse de, milletvekillerinin ve bakanların bir yetkisi olmayacağı gibi, başbakanı da olmayacak ülkenin!

Sonuçta olan yine millete olacak; her şeyin bedeli var nakaratında olduğu gibi, millet,  tercihlerinin bedeline öyle ya da böyle katlanmak zorunda kalacak; pişmanlık da fayda etmeyecek, her zamanki gibi...

Ekonomik göstergelerde ilerleyen aylarda, nispeten bir toparlanma yaşansa da, bu büyüme rakamları çoğunluğa yansımayacak; çoğunluğu oluşturan kitleler, gelecek yaşamından beşer onar yılını daha kaybetmiş olacak; tabi ömrü vefa ederse...Mevcut iktidar, dış kredi bularak iç piyasaları canlandırabilirse, işte o zaman düğmeye basılacak, hodri meydan denilerek seçim çalışmaları başlatılacak...

Sonuçta sevgili dostum; her şey çok güzel olmayacak belki ama, bir taraf alabilirse, güvenoyu almış olacak; diğer taraf ise kazanırsa Türkiye'de yepyeni kadrolarla yepyeni bir sayfa açılmış olacak. Tabi ki, halkın kafasındaki, "koalisyon kötüdür" imajını yıkabilirlerse!

Ancak, sonuç ne olursa olsun, iktidar olma,  iktidarı paylaşma kavgası ise hiç bitmeyecek! Çünkü olan bitenlere bakılırsa, bu bir siyasetçi hastalığına dönüşmüş, iflah olmaz bir demokratik kavga alanından başka bir şey olmamıştır...

Velhasılı kelam sevgili dostum; hayatlarımız da böyle değil mi? Patronun hep verimli olmanı ister, kazandırdıklarına bakar; ailen ise onların istediği gibi biri olmanı; sevgilin ya da hayat arkadaşın ise sürekli değişmen icin baskı yapar...Kimse olduğun gibi görmek istemez seni! Herkes, kendi penceresinden bakar sana...Sonuçta  bambaşka bir insan olur ve öylece ölür  gidersin, sen gibi,  biz gibi ve de onlar yani siyasetçiler gibi...!