İnsanoğlu bu sevgili dostum; tarihin her devrinde, her millette ve her kültürde şu kumar denilen yasaklı illet, bazen fal okları, bazen talih kuşu, bazen zarlar, bazen oyun kağıtları, günümüzde de, bahis siteleri adı altında milletin hemen her kesiminde maddi manevi yıkımlara neden oluyor. Kumarbazlık bir hastalık açıkçası...Dinler de, olaya el atıp "şeytan işi pislik" ve "birilerinin menfaatine hizmet eden iş" olarak adlandırmış ve yasaklamıştır... Bir insana yapılacak en büyük beddua "evladın kumarbaz olsun!" demekten ibaret. 

Milli piyango ile başlayıp iddia adı altında at yarışlarına, sayısal lotodan elektronik ortamdaki oyun ağırlıklı bahislere uzanan binbir çeşit kumar türünün serbest olduğu bu memlekette şaşılacak bir durumdur ki, kumarhaneler yasaktır. Kumarhane ortamını yaşamak için oyun tutkunları en yakın Gürcistan veya Kıbrıs'a giderler...

Kısa yoldan para kazanma hastalığı da denilir buna. Millet olarak, öyle bir merak ki bu, yedisinden yetmişine oynamayan yok gibi! Dönen paranın ne kadar olduğunu henüz kimse bilmiyor. Kazananın, her zaman kumarhane sahibi veya bahis sitesi olduğunu bir bilseler; inan ki sevgili dostum, işin rengi değişecek. Ama öyle bir pazarlama ve ışıltılı ekranlarla insanları cezbediyorlar ki, herhangi bir siteye girdiğinizde, karşınıza birçok bahis sitesinin reklam fragmanı çıkıyor...Adeta, bilinçaltına işliyorlar; şeytanı bir planlama sanki! Cep telefonunu en çok seven milletlerden biri olarak, kolaylık var diye her şeyi ekrandan yapmak gibi bir tutku ve hastalığa maruz kaldık...Çocukların oyun arayışıyla yetişkinlerin oyun arayışı arasındaki fark, büyük bir maddi bedeli olması...Birileri, bahisten "şu kadar kazandım" derse inanma sevgili dostum! Sadece kazandıklarını bilir; kaybettiklerini saymazlar...Kumarbaz inatçıdır; kaybetse de inatla üstüne üstüne gider!Kazanan, kazandıkça; kaybeden kaybettikçe oynamaktan vazgeçemiyor. Hesaplarındaki paralar uçup giderken, bir zaman sonra kredi kartları patlar; daha sonra emanet paralarla oynanır; en nihayetinde kaybedilen para ödenebilir durumdaysa parça parça ödenir; sonra "yemin olsun bir daha oynamam" ya da "ne umduk ne bulduk" denir... Ödenemez durumdaysa ya bir şeyleri satmak, elden çıkarmak zorundasınız ya da kaçıp bir yerlere gidersiniz; izinizi bir süreliğine kaybedersiniz... Sahip olduğunuz kaynakları kurutur; en yakınınızdakilere de rezil rüsva olursunuz. Birileri orada burda sizin enayiliğinizin dedikodusunu yapar. Ama gizemli bazı kumarbazlar, dostları dışında kimseyle paylaşmazlar yaşadıkları hayal kırıklıklarını, akıl tutulmalarını..."Basiretim bağlandı" derler bu aksiliğin adına; kendilerini teselli edercesine... Büyük kaybedenler için olayın boyutu faciadır; ya yuvalar dağılır ya intiharlar artar ya da sinir stres bunalımlı bir yaşam; güven kaybetme hikâyeleri yaşanır...Kumarbaz dışında hiç kimse yaşanılan facianın boyutunu anlayamaz.  Kısacası, beyinlerinde bir cehennem azabı yaşarlar; kaosa sürüklenirler... Her kaybedişlerinde, paranın nereye gittiğini merak ederler; araştırırlar. Dolandırıldıklarını anladıklarında iş işten geçmiştir artık! Sadece muhabbetini yapıp içten içe birbiriyle dalga geçerler...Nihayetinde, ava giden, avlanmıştır!

Sadece bu değil elbette! Ekonomiden, maliyeye, eğitimden sağlığa ve adalete, akıldan, gerçeklikten uzak her icraat, millet adına devlet adamları da büyük kumarlar oynarlar. Bu kumarda kaybeden yine masum halktır. Kumardan beter  işlerdir bunlar aslında! Eeee, hükümetler kumar oynuyorsa varın gerisini siz düşünün...!
Velhasılı kelam sevgili dostum; son zamanların en çılgın ve en yaygın oyun alanı, Türk milletinin son kurtarıcısı, gençlerin, yetişkinlerin ve hatta dedelerin bile umut bağladığı kumar alanı, "Gates of Olympus" ve onun sevimli dedesi, şirin baba Zeus...!

Yazık, hem de çok yazık! Sizi gidi kumarbazlar sizi...!