Türkiye’de evlenen çiftlere takılan takıların kimde kalacağı oldukça sorun haline gelmiştir. Birçok çiftin ayrılmasına neden olan bu durum çoğu zaman da hukuki yollara başvurarak çözülmeye çalışılmıştır. Son üç yılda Yargıtay tarafından farklı kararlar verildiği görülmektedir. Oysaki 1990’lı yıllarda Yargıtay istikrarlı bir şekilde düğünde takılan takıların kadına ait olduğuna yönelik kararlar almıştır. O yıllarda kadın boşanırken de hak talebinde bulunamadığı için Yargıtay en azından takıların kadında kalması gerektiğini düşünmüştür. Fakat 2001 yılında Medeni Kanun’un değişmesiyle birlikte yasal mal rejimi kanunda düzenlenmiştir. Bu düzenleme de evlilik birliği içerisinde; alınan menkul ve gayrimenkul malların ikiye bölünmesi ve kadının kendi rızası ile verdiği takıları geri isteyemeyeceğine dair maddeler bulunmaktadır.

Yargıtay kararlarının Şubat 2018’de takıların kadına verilmesi yönünde olduğu görülmüştür. 2019 Nisan’da Yargıtay mahkeme tarafından altınların iadesi davasında davacının altınları kendi rızasıyla verdiği gerekçesiyle reddedilen kararı bozmuştur. Yargıtay davacının kendi rızasıyla bile vermiş olsa da takıların kadına ait olduğuna karar vermiştir. Bu kararda da kadına ve erkeğe özgü takı ayrımı ele alınmamıştır. Yargıtay’ın Eylül 2020’deki kararında düğünde takılan takılardan kadına ait olabilecek kolye, küpe, bilezik gibi takıların kadına; erkeğe ait olabilecek kol saati gibi takıların ise erkeğe ait olacağına karar vermiştir. Yargıtay Aralık 2020’de kime ait olabileceği belirsiz olan çeyrek, yarım ve tam altın gibi takıların ise ortak mallar olduğuna karar vermiştir.Türkiye’de evlilik birliği içerisinde alınan gayrimenkul ve menkul mallar genellikle erkekler üzerine kayıtlıdır ve genellikle onun kabul edilir. Bu nedenle kadının tek maddi güvencesi takılar olarak görülmektedir.

Dolayısıyla günümüze dek Yargıtay, evlilik münasebetiyle hediye edilen ziynet eşyalarını, kimin tarafından verildiğine bakılmaksızın kadına bağış olarak değerlendirip kişisel malı olarak kabul etmekteydi. Ancak yeni kararlar nedeniyle ziynet eşyalarının kadına ait olup olmadığı değerlendirilirken kadın söz konusu malın kendine ait olduğunu ispat etme sorumluluğu doğmaktadır.Kadına özgü mallar evlilik birliği içerisinde erkeğin eline geçmiş olması veya erkek zorla almış olsa da önceden koşulsuz kadına ait sayılırken günümüzde kadına bu durumun gerçekleştiğini ispat etme sorumluluğu yüklemektedir. Yargıtay’ın 2020 öncesi yaklaşımı kadınların evlilik birliği sona erdikten sonra bir süre de olsa hayatını kolaylıkla devam ettirebilmesini sağlamaktadır.

Yargıtay’ın yakın zamanda bu gibi durumlara emsal niteliğinde bir kararı bulunmaktadır. Olayda evlilik birliği içerisinde kocası eşinden altınları çeşitli bahanelerle sonradan iade edeceğini söyleyerek almıştır. Bozdurup harcadığı fakat iade etmediği iddia edilmiş. Dolayısıyla davacı ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmaz ise bedeli olan 34.950,00TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili davalının davacı taraf olan eşinden altınları hiçbir zaman almadığını savunmuştur. Davacı vekili ispat yükü üzerinde olan davacının ziynetlerin miktarını ve kendisinde olmadığını ispatlaması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Nazilli Aile Mahkemesi’nin 12.12.2013 tarihli ve 2012/4 E., 2013/898 K. sayılı kararı ile; yemin deliline dayanmayan ve dinlettiği tanık beyanlarıyla iddiasını ispatlayamayan davacının davasının reddine karar vermiştir.

Davacı vekilin kararı temyiz etmesiyle olay tekrar incelenmiştir. Bunun sonucunda tanık beyanları ile davacının düğünde takılan ziynet eşyalarının davalıya verildiğine ilişkin iddialarının doğrulandığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, ispat yükünün davalıda olduğu göz önüne alınarak ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere davalıya verildiğini, davacının isteği ve onayı ile ziynet eşyalarının bozdurulup harcandığını davalının kanıtlaması gerekirken ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Nazilli 1. Aile Mahkemesi’nin 10.11.2015 tarihli ve 2015/357 E., 2015/473 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat Yükü” başlıklı 190. maddesinde “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.Bu hüküm, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.

HMK’nın 203. maddesinde alt soy ve üst soy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler de tanık dinlenebileceği açıklanmıştır.Diğer taraftan, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır.Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2019 tarihli ve 2017/3-958 E., 2019/1285 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.

Somut olayda; davacı kadın düğünde kendisine takılan altınların davalı koca tarafından çeşitli bahanelerle geri verme vaadiyle alındığını ancak iade edilmediğini iddia etmiş; davalı ise, iddiaları tümüyle inkâr etmekle birlikte, ziynet eşyalarının davacıda olduğunu savunmuştur. Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı, giderken de yanında götüreceği karine olmakla birlikte somut olayda, henüz evden ayrılmadan evlilik birliği sırasında koca tarafından çeşitli bahanelerle ve geri verileceği vaadiyle alındığı iddia edilmiş olmakla, ispat yükünün yer değiştirdiğinden bahsedilemez.

İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Davalı taraf, davayı tümüyle inkâr etmekle ve ziynet eşyalarına hiç dokunmadığı savunmasında bulunmakla ispat külfetini üzerine almamıştır. Ancak, davalının iddia edilen ziynet eşyasını almasına rağmen geri verdiğini veya hiç geri vermemek üzere aldığını iddia etmesi hâlinde ispat yükü ters çevrilir ve davalı iddiasını ispat külfeti altına girer.

Buna göre, ziynet eşyalarının davalı tarafından alındığını ispat külfeti başından beri davacı tarafta olmakla, ispat yükünün yer değiştirdiğinden bahsedilemeyecektir.Yargılama sırasında dinlenilen tanık ifadeleri ele alındığında, Özel Daire kararında da belirtildiği üzere, davalı tanıkları olan davalının babası ve davalının kardeşinin ifadelerinden davacının düğünde takılan ziynet eşyalarının davalıya verildiğine ilişkin iddialarının doğrulandığı anlaşılmaktadır.

Ne var ki, Özel Daire bozma kararında ispat yükünün ters çevrilerek davalıya yüklenmesi usul kurallarıyla çelişmektedir. Hâl böyle olunca, ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının düğünde takılan altınların davalı tarafından alındığı iddiasını tanık beyanlarıyla ispatladığı sabit olmakla, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.Bu nedenle, direnme kararı açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

Açıklanan nedenlerle;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK’nın geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince bozulmasına,istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,HMK’ nın440. maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

Toplumumuzun yapısı gereği hala kocasının maddiyatına bağlı olarak hayatını sürdüren büyük oranda kadın bulunmaktadır. Tek güvencesi olarak gördüğü takıların kime ait olacağı en çok onları etkilemektedir. Verilecek kararların kadın lehine olması boşandıktan sonra hayatlarına devam edebilmeleri için daha doğru olacaktır.