Türkiye'nin yaklaşık son on yılını meşgul eden ve gerek ülke ekonomisi, gerek toplumsal yapısı üzerinde büyük bir baskı ve dolayısıyla şikayet nedeni olan göçmen,  sığınmacı veya mülteci ne derseniz deyin; Anadolu coğrafyasının kaderi gibi bir şey olmuş sevgili dostum...

Hadi geçmişe dönenelim ve hep referans verilen Osmanlı tarihinin derinliklerine inelim. Osmanlı'nın süper güç olduğu dönemlerde, nitelikli ve üretken yabancı sığınmacılara kucak açtığını ve onları ülkenin çeşitli bölgelerine yerleştirdiğini ve hatta bu insanların Musevi olduğunu söylemekle başlayalım. Uluslararası alanda, inançların koruyucusu veya hamisi rolünü üstlenen bir Osmanlı'dan bahsediyoruz. Ancak devletin savaş alanlarındaki üstünlüğü sona ermeye başladığında, geri çekilme ve küçülme sürecinde, kaybedilen coğrafyaların insanları da, çekilmeye ve göç etmeye başlamış. Işte kitlesel göçlerin başladığı  dönemlerde,  göçmenleri sevk ve idare edecek göçmen komisyonları da kurulmuş...Bu göç hareketi, aşamalı olarak değişik bölgelerden başlamış. Kırım,  Kafkasya, Balkanlar derken milyonlarca insan Anadolu'nun değişik şehirlerine güç bela yerleştirilmiş. Göçmen tarihinin ayrıntılarına bakıldığında, büyük insanlık dramları yaşandığını ve yüzbinlerce insanın yolda izde hayatını kaybettiğine de şahit oluyoruz. Doğal olarak Anadolu'da yeni köyler ve kasabalar oluşmaya başlamış; etnik kimlik de renklenmişti. Belki de Osmanlı'nın son yüzyılındaki en büyük sorundu göç ve göçmen meselesi...

Günümüze gelindiğinde,  çok farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz.  Savaş olsun ya da olmasın, Türkiye'nin bu konuda maceraya sürüklendiği kesin gibi duruyor. Milyonlarca sığınmacıyı misafir etmek zorunda kalındığı durumlar olduğu gibi, gevşetilen politikalarla ülke adeta bir mülteci çöplüğüne dönüşmeye aday durumda. Ülkeyi atlama taşı olarak kullanmak isteyen Iraklısı, İranlısı, Suriyelisi, Afganı, Kenyalısı ve daha niceleri...
Sevgili dostum; bu ülkenin; kan ve gözyaşı ile emperyalizme karşı mücadelesini kazanmış bir ülke olarak kurulduğunu bilmiyor musun?

Ve daha da önemlisi, kendi insanının refahını ve geleceğini korumak zorunda olan muktedirlerin bu şımarıklıkları da neyin nesi, kime bedel ödeterek hava basıyorsunuz? Önce toplumuna sordun mu veya yaptıklarınız için hesap verdiniz mi, elbette hayır! Anlaşıldı, "seçim yaparız ve güven oyu alırız; olur biter" dediğini duyar gibiyiz...

Velhasılı kelam sevgili dostum, her ne olursa olsun, insan gibi bir duruşunuz ve şuurlu politikalarınız olsun; akıldan ve mantıktan kopmadan ve ülkenin yüce menfaatlerini düşünerek...Bizim fikrimiz bu kadar,  gerisi Allah kerim!