Başlığa İlhan iremi yazmışken, şunu yazmadan geçemeyeceğim, 50’lerin sonunda kurulan Türk popunun en güzel, en nitelikli sesi Erol Büyükburç idi. İlhan İrem bir yana, o bile çok ama çok berbat şarkılar söylemiştir taş plaklarda, 45’liklerde, LP’lerde. Rahmetli Trabzonlu anneannem Türk popu için “sulu zırtlak şarkılar” derdi. Haklıydı, rahmetli elinde tefiyle ritm tutup Dertli'nin Muhayyer divanını terennüm ederdi. Ben de o kadının torunuyum sonuçta.

*

Başlı başına bir zevk ve sosyal bir etkinlikti plâk dinlemek ya da plâk koleksiyonu yapmak. Hatta pikabın başına geçildiği anda başlayan süreç, benim gibi meraklılar için bir “tören” niteliğini bile taşıyabiliyordu: Tellerden yapılmış şık plâk klasöründen plâğı almak, kapağı dikkatle gözden geçirip içinden plâğı çıkartmak, özenle tozunu alıp pikabın (pikabımız, ya ünlü Philips ya da Dual HS 130 marka olurdu) plâtosuna yerleştirmek, minicik ama sevimli bir “çıt” sesiyle kolu kaldırıp iğneyi “vinil”in üzerine hafifçe bırakmak, büyük bir zevkle dinledikten sonra yeniden tozunu alıp yerleştirmek ve başkasına uzanmak… Tüm bunlar, müzik dinleme merakının da ötesine uzanan ayrı bir tutkunun parçalarıydı.

Adı hayattı…
Eski hayat, en azından biz öyle dedik.
Ya da eski zamanlar…
Tozlu, puslu, silik görüntüler arasında, hafıza gurbetlerinde, anlık çağrışımlarla eklene, eklene keşfedilen, parlatılan yeni görüntüler…

Alaturka sokağında hayatın, gelip bizi bulan alafranga masallar…

Şerit, şerit filmler…
Taş plaklar, 45’likler
Uzun çalarlar…
Bitmeyen ve her seferinde yeniden kurgulanan…
Adı, hayattı. Ya da eski zamanlar…
Biz öyle dedik, yıllar sonra ufka bakıp iç çekerek…
Çekirdek çıtırdatarak düş bahçelerinde…
Yeni keşiflere salarak yüreğimizi…
Kayıp suretlerimizin izini sürerek…
Günlerden: Saatli Maarif Takvimi,
Aşklardan: Yine hüzün, tozlu, puslu, silik görüntüler, plak cızırtıları arasında.
Yani benim, bizim.
Okul yolunda, buluğ çağını, ergenlik dönemini yakalamaya çalışan bir avuç liseli çocuğun.
Affan Dede´ye para sayıp, çocukluğunu satın alanların.
Dünyaya “bir tatlı huzur almaya geldiğini” anımsayanların…
Siyah-beyaz hayatları renklendiren insanların…

35c95e2c-932a-495e-87e1-0ebe8b48a896

Bir masal, evet, içinden şarkılar, taş plaklar, 45’likler, lonplayler geçen. Keman sesleriyle, tamburla, fasıllarla sona eren akşamların, uzun yaz günlerinin içinde kurulmuş gramofonların eşliğinde geniş bahçelerin serinliğinde geniş yürekleri ve tüm hücreleriyle dünyayı soluyanların, yeni hayatları karşılarken, kapısını, penceresini ardına kadar açanların. Hayalle gerçek arası bir şaşkınlıkta gidişlerin, gelişlerin, dağılıp toparlanışların, hayata uzanışların, yeniden başlayışların. 

Bu bir anı, kendi yörüngemizde, yaşam iklimimizde, bizi biz yapan seçimlerin, şahsi tarihimizde “unutulmamak üzere” yerini alan figürlerin.

Eski hayatların içinden geçen renkli anların hikâyesi bu.

**

Geçtiğimiz Pazar (21.Kasım.2021) günü, Forum AVM D&R'da plak standında uzunçalarlara (LP) bakıyorum. Plaklarla olan 55 yıllık yolculuğum geçiyor gözlerimin önünden, siyah/beyaz bir film şeridi gibi. Sonra elim İlhan İrem'in “TheBestOff” LP'ne gidiyor. 

Fotoğrafta görüldüğü üzere elimdeki plağı izlerken "ey gidi İlhan İrem, seni hiç ciddiye almazdım, “boşverli” şarkıların şarkıcısı derdim, şimdi klasik oldun, memleketin geldiği noktaya bak" dedim içimden. 

Aynen öyle dedim ve alınabilecek değerde plak bulamayarak ayrıldım standın başından.

Oysa böyle miydi benim plaklarla olan maceram? Böyle miydi benim plaklarla olan dostluğum? En az iki ya da üç plak almadan çıkmazdım plakevinden. Alınabilecek tarzda birkaç plak mutlaka olurdu çünkü.

Tabii o yıllarda, bambaşka bir ülkeydi Türkiye. Bizler de bambaşka gençlerdik şehrimizin sokaklarında koşturan.

Rahmetli plakçı dostum arkadaşım Murat Selbes’in plakçı dükkânında raflardaki plakları denetler “yeni bir şey var mı?” ya da “eskilerden ne var?” sorusunun yanıtı arardım. (Fotoğraf: Rehber Plakevi’nin sahibi rahmetli dostum Murat Selbes ve ben, bir Uzun Sokak günlüğü. Tarih: 7 Mayıs 1985)

f7c8bfeb-669e-4408-ae6f-aff34199a0cf

Aklım, Del Shannon’un “Runaway” şarkısını yeniden terennüm etmek, o ayarda yeni plakları keşfetmekti.

Benim bu titizliğime rahmetli Murat çok kızardı, “sana bir sürü plak çalıyorum içinden birkaç tane alıyorsun” derdi. Be ne “ama ne yapayım, her plağı da alamam ki!” yanıtını verirdim genellikle.

O yıllarda İlhan İrem, 70’lerdeki Eurovision macerasının parlattığı “boşverli” şarkılarının hızını kesmiş, kendince “Anlasana” gibi daha klasik şarkıları yönelmişti. Kimi arkadaşlarım, İlhan İrem’in şarkılarındaki söz dizinin çok beğenir, o nedenle İlhan İrem’i dinleme zorunluluğu hissederlerdi. 

Oysa plak demek müzik demekti. Söz, icra edilen müziğin aracıydı. Olmasa da olurdu belki. Müşkülpesent bir kimlik olan bendeniz, bu sulu zırtlak pop şarkılarına burun kıvırır gustomca niteliği aradığım, mesela Oscar Harris’in Alta Gracia’sını çevirir dururdum pikabımın platosunda.

80’ler kaset-plak savaşı ile geçiyordu. Korsan kayıt kaset üretimi almış başını gidiyor, kasetin daha statik, dolaysıyla ucuz kullanışlı, darbelere dayanıklı ve yenilenebilir olması çabuk hasar gören, çizilen plak sektörünü ağır bir yenilgiye uğratıyordu. Plakevlerinde bir pikabın ardına takılmış Schaub Lorenz marka kaset teypler günde ortalama 15 saat çalışarak plakları kasetlere aktarıyor, dinleyicinin gustosuna göre müzik dizinleri elde ediliyordu. Uher marka darbant (makara) teypler de, bu yeni korsan sektörünün eko (yankı) oluşturma kısmının oluşturuyordu. Şimdilerde sosyal medyada yaş testi olarak sorulan kurşun kalem kaset ilişkisinin doruğa ulaştığı yıllardı o yıllar.

80’lerin ortalarında kaset, plağı nakavt ediyordu, bir daha çok uzun süre ayağa kalkamayacak şekilde. Ama benim aklım plaklardaydı. Neredeyse bir servet ödenerek oluşturulmuş diskoteğimdeki yüzlerce plağımla Dual pikabımın başında kendi dünyamı yaşıyordum.

60’lar ve 70’ler plak koleksiyonculuğunun zirvede olduğu yıllardı. O zaman 100’lerle ölçülen koleksiyonum, şimdilerde 1000’lerle ifade ediliyor. Ancak yaş gidiyor, sevgiden öte eski güç yok onlarla sohbet edip antistatic bezle tozunu alırken söyleşebilmek için. Hoş şimdilerde antsitatic bez de yok ya, o da ayrı bir hüzün!

74c7da25-a662-42a8-93cd-6d0e66db1fec

Kaset plağa rakip olmadan önce benim gibi bu işe başlamış olanlar, plak sevdasının ne cefalı bir uğraş olduğunu bilirler. Zira plak sevdalısı olmak bir instagram figürü değildi. "ben plak dinliyorum çok nostaljik, romantik ve ıssız bir adamım bu da kanıtı" diye kimse fotoğraf çekip instagram a koymuyordu. Koyamıyordu. İnstagram diye bir şey de yoktu zaten.

Ama ne yapıyordu? Örneğin Fransız şarkıcı Michel Fugain’in "Les Plus Belles Chansons" albümünü dinliyorsanız eğer bir şarap açıp öyle dinliyordunuz.

Bir plak koleksiyonunu değerli kılan şey, plak sayısının çokluğu değil, koleksiyonda bulunan plakların müzikal kalitesi yani ihtiva ettiği “gusto” zenginliğidir. Bu zenginliğin plağa/plaklara kazandırdığı değerdir.

Şimdilerde oyuncak gibi cicili bicili pikaplar çıkardılar. En büyük satıcısı da D&R mağazaları ve belli başlı internet alışveriş siteleri.. 600 TL, 700 TL gibi fiyatlara satıyorlar. Bunları için piyasaya sürülen plaklar da ortalama 170 TL civarında. Ama beş para etmez plaklar. Mp3 formatından direkt baskı yapılmış. Çok faullü bir durum.

Ve şekil A’da görüldüğü üzere herkes ıssız adam olma yolunda. Dolaysıyla Çağan Irmak pek mutlu.

Unutmayınız ki, söyleyenin yanınızdaymış gibi arzı endam etmesi ancak analog plak kayıtları ile mümkündür. Bu plaklardan ihtiva koleksiyonunuz değerlidir. Özel bütçe gerektirir. Örneğin Kamuran Akkor’un analog kaydı “Bir Ataşe Attın Beni” şarkısını dinlemek istiyorsunuz LP’sine ortalama 2.000 TL ödemeniz gerekecek. Ya da özel baskı Creedence Clearwater Revial’ın “Cosmo’s Factray”si ise konu bu analog LP’ye 5.000 TL’yı cebinizde hazır edeceksiniz. Tabii ki kondisyonuna göre.

Günümüzde yayımlanan plak kayıtlarının, benim gibi kılı kırk yaran plak müptelaları için çok değeri yok, çünkü hemen hepsi mp3 kayıttan plağa basılmış. Ne büyük kayıp!

Direkt plağa analog kayıt yapan Macar Supraphon’ları gel de anma şimdi! Ünlü kemancı Sergey Halil Darvaş’ın serisi vardır bende Supraphon kayıtlı! (Ne büyük servet!)

Son söz olarak, her ne kadar şimdilerde klasik olmuşlarsa da, bu bahiste İlhan İrem ve D&R’da plakları satılan yerli şarkıcıların plakları pek hafif kalır bu bahiste. İlhan İrem ve diğerlerinin klasik olmasının nedeni, onların çok değerli olmasından değil ülkenin her alanda olduğu gibi gustoda da geriye doğru hızlı bir gidiş yaşamasından!

Özetle plak koleksiyonculuğu başı, dibi, sonu, ucu bucağı olmayan oldukça pahalı bir uğraştır. Eğer kıyısından köşesinden bulaşmış iseniz, içinde bulunduğunuz “ekonomi”den mutlaka geçecektir.